Koronavirüs salgınında yeni trend(!)

Koronavirüs salgınında yeni trend(!)

“Herkes uzman olmalı..

Önce kendini sonra çevresini eğitmeli!.”

Koronavirüs salgınında yeni trend bu..

Ne uzmanı?

Yok be kardeşim, sizlerden hastalığın uzmanı olmanızı değil, tedbirlerin uzmanı olmanız isteniyor.

Hayır mı?

O zaman “oku bakalım”; belki aklın başına gelir!!!

Hikâye odur ki, bir alim, İran Şahı için satranç oyunu geliştirmiş. Karşılığında da oyunun ilk karesi için bir pirinç tanesi, ondan sonraki her kare için de bir öncekinin iki katı kadar pirinç tanesi istediğini söylemiş.

Şah şaşkınlık ve memnuniyetle kabul etmiş. Sonra saymaya başlamış adamları..

Birinci kare 1, sonra 2, 4, 8, 16, 32…

Bir dakika!. 10. kareye geldiklerinde 1.024 olmuş sayı, 20. kareye geldiklerinde 524 bin 288 olmuş.

32. kareye geldiklerinde ise 4 milyarı geçmiş.

Ve nihayet 64. kareye vardıklarında, alime borçlu oldukları pirinç tanesi sayısının 18 kentilyon olduğunu görmüşler. Kentilyon ne?

Vallahi ben de bilmiyorum. Çünkü sizin de benim de hayatımızda kullanmadığımız kadar yüksek rakamlar bunlar. Milyar kere milyar demek olmalı kentilyon!!!

Zaten dünyada o kadar pirinç de yok.

***

Buna geometrik artış diyoruz. Bir şey sürekli ikiye katlanarak çoğalıyorsa; ne kadar hızla çoğalacağını hayal etmekte insan zihni zorlanır

Matematik bilenler bunu “biliyor” ama idrak etmek yine de zor.

Ne yazık ki korona virüsü geometrik olarak yayılıyor.

Allahtan, hasta miktarı her gün ikiye katlanmıyor. İkiye katlanma hızı bazı yerlerde üç gün, bazı yerlerde altı güne kadar çıkıyor.

Şimdi pirinç örneğini düşünün. İkiye katlanma hızının iki gün olması ile altı gün olması arasındaki farkı hayal etmeye çalışın..

Edemiyoruz ama çok çok büyük bir fark bu..

Bir kişi hastalansa ve 33 defa bu rakam ikiye katlansa, tüm dünya hasta oluyor.

Bu ikiye katlanma iki günde bir gerçekleşiyorsa başka, 6 günde bir ise bambaşka bir sonuç çıkıyor.

Çok sıkı müdahale ile bunu daha da yavaşlatırsak, tamamen başka bir sonuç..

Hastanelerde birkaç yüz hasta ile bütün ülkenin kapanması arasındaki fark işte bu..

***

Diyelim ki yavaşlatamadık.

Ne olur?

Çin’de olanları çok ciddiye alamadık. Uzak dedik, hastalığın merkezi orası, buralara sıçramaz diye düşündük. Müdahalede geç kaldılar, Çin’in sağlık sistemi o kadar iyi değildir diye düşündük.

Ama belki de asıl önemlisi Çin’de salgının doruğunda neler olduğunu tam olarak öğrenemedik. Kapalı bir sistem çünkü. ***

Sonra İtalya’yı vurdu. İtalyanlar önce tedbir aldılar. Sonra turizmi baltalar diye korkup, önlemleri gevşettiler; Milan durmuyor dediler halka..

Ve 2 hafta sonra İtalyan doktorlar bize Çin’de duymadıklarımızı anlattılar.

Rakamlar, istatistikler, ölüm oranları, vs. değil. Onları Çin’de öğrenmiştik.

Bize bir hikâye anlattılar, resmettiler. Bir trajedi, hem de dibimizde, Avrupa’da!!!

Ve bu hafta, bu hikâyeyi duyduktan sonra, Avrupa ülkeleri kendilerinin de aynı İtalya gibi olduğunu, sadece satranç tahtasında bir kaç kare geride olduklarını görüp, korktular.

İtalyanlar ne anlattı ve çıkan sonuç ne?

Herkes hayatına aşağı yukarı normal devam ettiği için, salgın hızla yayıldı, yavaşlatılamadı. Hastaneler hazırlık yapıp beklediler.

Sonra bir gün, birden hastalar akın etti. Önce başa çıkabildiler. Ancak bir noktada yoğun bakım üniteleri doldu. Ve o noktada trajedi dediğim ve Batılı, barış zamanında yetişmiş birinin hayal edemediği bir şey yapmak zorunda kaldılar.

Savaş zamanı protokolüne geçerek, kimin hayatının kurtarılmasına öncelikli karar vermeleri gerekti.

Bu sırada kalp krizi geçiren, kaza yapan, grip olan diğer hastalar da gelmeye devam ediyordu. Ve doktorlar odalardan taşmış hastalara bakıp, hangisi tedavi edilirse daha fazla yaşar, kimin iyileşme ihtimali daha fazla gibi kriterlere göre hastaları tedavi etmeye başladılar.

Kim yaşayacak, kim ölecek karar vermek zorunda kaldılar.

Çin Wuhan’da olduğu gibi, yeterli ünite olsa yaşayacak hastalar kaybedildi.

Ülkede acil ve radikal önlemler alındı nihayet. Ama çok geç kalınmıştı belli ki.

İtalya’da hayat durdu. Gerekmiyorsa evden çıkılmıyor. Bütün ülke kapandı, şehirler, sokaklar bomboş.

Salgın yavaşlatılabilseydi, hastalık yavaş yayılacak, hastaneler herkese bakabilecek ve diyelim ki bir sene içinde neredeyse herkes hastalansa da bu korkunç durum yaşanmayacaktı.

Yani satranç tahtası gibi yükselen eğriyi düzleştirip, salgın hızı yavaşlatılabilirdi.

***

Nasıl?

Sosyal mesafelenme kavramının ne kadar önemli olduğu anlatılmalıydı İtalyan halkına.

Yapılmadı..

İşte bugün biz İtalya’nın düştüğü hataya düşmemeliyiz.

Biliyorum, kolay değil.

Çünkü bizim yaşamımız birbirimizle olmak üstüne kurulu. Beraber okullara gidiyor, beraber yaşıyor, beraber çalışıyoruz. Kocaman marketlerde, AVM’lerde alışveriş ediyor, onların merkezi havalandırmalarından binlerce kişinin soluğunu içimize çekiyoruz, dokundukları yüzeylere dokunuyoruz.

Ama bu salgında bunları yapmayı bırakmamız lazım.

İyi de nasıl?

Çoğumuz işe gitmek, bunun için de tıklım tıklım toplu taşımaya binmek zorunda.

Pek çoğumuzun katılacağı toplantılar, kongreler var.

İnsanın yaşam devam ederken kendisini çekmesi pek kolay değil, Bunun maliyeti yüksek, bazen de mümkün değildir.

İşe gitmiyorum diyebilir misiniz?

Zor!!!

Amaaaaaaa bir ülkede, bir şehirde salgın başladıysa aşama aşama insanların birbirinden mesafelenme alması şarttır.

Salgın gelmeden sadece elimizi yıkayıp, öpüşmemek gerekirken, başlayınca evde oturmak en doğrusu. O nedenle devletler okulları kapatmaya, spor müsabakalarını seyircisiz oynatmaya, kongre, konser, büyük toplantıları yasaklamaya, insanları evde oturmaya davet etmeye başladı bu hafta. Türkiye bu işte erken davrandı, çünkü biz daha ilk karelerdeyiz.

Oysa Fransa, İspanya’da salgın çok ilerledi ve daha yeni alıyorlar bu tedbirleri!!!

Neden daha önce yapılmadı? Çünkü kolay değil. Ekonomi sarsılacak. Bu önemsiz değil. Bazı sektörler çökecek, geçici olsa da, bazı sektörler küçülecek, bazı insanlar işlerini kaybedecek, günü gününe kazanıp harcayan dar gelirliler çok kötü etkilenecek, yiyecek alacak para bulamayacak, okullar tatil edilince anne-baba çalışıyorsa çocuklara kim bakacak?

Bunlar anlamsız değil, çok ciddi kaygılar.

***

Bakın efendim;

Sokağa gereksizce çıkan her insan bilmeli ki, kendisi sağlıklı olsa da salgını hızlandırma potansiyeli taşıyor.

Çare birbirimizden uzak durmak..

Türkiye, okulları kapatarak, kongreleri durdurarak tüm sosyal aktiviteleri erteleyerek, biraz geç de olsa camileri toplu ibadete kapatarak, erken ve iyi önlem aldı. Bu çok iyi oldu.

Ama Diyanet, işin içine etti!.

Sen kardeşim, gidecekleri o ülkede salgın hastalık varken, on binlerce insana nasıl olur da “Umre”ye gitme izni verirsin, organizasyonun baş aktörü olursun?

Ey Diyanet…

Biliyor musun; bu senin yaptığını “şeytan(!)” bile yapmaz..

Hadi onları “ölüme” gönderdin..

Peki bizim; 80 milyon insanın suçu ne?

***

Bu bir tatil değil arkadaşlar..

Bu bir eve kapanma seferberliği..

O’nun için gerekmedikçe evden çıkmayın!.

Çünkü mesele siz değilsiniz, biziz, hepimiziz…..

Birbirimiz için tedbir almalıyız. Gezmeyin. AVM’lere gitmeyin. Evinizde ibadet edin. Taraftar grubunuzla buluşmayın. Kafelere, kahvelere gitmeyin. Arkadaşlarla buluşmayın. A-sosyal olun. Çevrenizdekileri de a-sosyalliğe ikna edin.

Elim sık sık ve uzun uzun sabunlanmaktan kurudu diye üzülmeyin yakınmayın; bu iyi bir işaret. Demek ki doğru olanı yapıyorsunuz.

Gün birlik ve dayanışma günüdür.

Birbirimize yardım eli uzatma günüdür.

Bu virüs ile ancak böyle baş edebiliriz…

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir