Korona değil, cehalet öldürecek…

Korona değil, cehalet öldürecek…

Eski Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ı suikast sonucunda öldüren adama hakim sorar:

“Sedat’ı neden öldürdün?”

Katil: “Çünkü laikti!.”

Hakim: “Laik ne demek?”

Katil : “Bilmiyorum!!!”

***

Mısırın ünlü edebiyat adamı rahmetli Necip Mahfuz’u öldürmeye çalışıp başarısız olan sanığa hakim sorar:

“Neden vurdun?”

Sanık : “Sokak çocuklarının hayalleri adlı kitabı yazdığı için..”

Hakim : “Peki sokak çocuklarının hayallerini okudun mu?”

Sanık: “Hayır!!!”

***

Hakim, yazar Faraç Foda’yı öldüren üç teröriste sorar:

“Neden Faraç Foda’ya suikast düzenleyip öldürdünüz?”

Suçlu: “Çünkü kafir!!!”

Hakim: “Onun kafir olduğunu nereden anladın?”

Suçlu: “Onun kitabından..”

Hakim : “Hangi kitabından anladın onun kafir olduğunu?”

Suçlu : “Ben okuma yazma bilmiyorum”

Hakim : “Nasıııll!!!”

Suçlu: “Ben okuma yazma bilmiyorum!!!”

Aslında tek suçlu var; cehalet!!!

***

Malum… Ülkemiz ve tüm dünya zor zamanlardan geçiyor. Umre’den dönen vatandaşlarımız karantinaya alındı, ama bundan pek hoşnut olmayanlar da vardı, gördük okuduk.

Utandık!

Umreden dönen bir yolcuya yerleştirildiği öğrenci yurdu “nasıl” diye sormuşlar.

Yolcu: “Ahır burası ahır” diyerek “karantina” mekanını beğenmediğini “karantinaya” alınmamak için kaçtığını söylemiş.

***

Karantina’ya alınan Umreciler karantina bölgesinde dışarı çıkmak için polislerin üzerine yürümüş Hatta içlerinden birisi engel olmaya çalışan polisin yüzüne tükürerek  ne demiş biliyor musunuz?

“Ben hastaysam, sen de hasta ol(!)” 

***

Takvimi biraz daha geri saralım. Geçtiğimiz haftalarda Cuma namazlarının topluca kılınmaması ile ilgili gerek sosyal medyada gerekse de farklı mecralarda uyarılar yapıldı.

Çünkü salgın bir hastalık süreci yaşanıyordu.

Onun için cemaat bir araya gelmemeli, olağanüstü koşullarda olağanüstü tedbirlere uymalıydı.

Bizimkiler ne yaptı?

Ya da cemaat ne dedi:

“Bunu isteyenler din düşmanıdır(!)”

***

Ya o sokak röportajları..

Bayan muhabir soruyor: Korkmuyor musunuz?

Adam: “Allah’ın verdiği canı Allah alır..”

***

Muhabir mikrofonu uzatıyor: Diyanet karar aldı ama siz hala namaz için camiye geliyorsunuz?

Cevap: “Diyanet’in kararını tanmayacağız; Allah’ın takdiri..”

***

Ve bir cenaze..

 Cenazenin içeriğine geçmeden önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın namazlarla ilgili tedbirlerini hatırlayalım isterseniz. Buna göre Cenaze namazları vakit namazlarından önce kılınacak, defin işlemleri kalabalık ortamlar oluşmadan gerçekleştirilecek, taziye evleri ve çadırları kurulmayacaktı. Buna rağmen o cenaze büyük bir kalabalıkla defnedildi. Bu kalabalığın içerisinde devlet görevlileri ve milletvekilleri bile vardı. Öyle ki Abdullah Ustaosmanoğlu’nun cenaze törenine katılan kimselerden bazılarının isimleri şöyleydi: İstanbul Müftüsü Mehmet Emin Maşalı, Din Hizmetleri Genel Müdürü Bünyamin Albayrak, AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner…

***

Hepimizin din dâhil hayatta pek çok şeye inancı, ihtiyacı ve bağlılığı olabilir.

Lakin bu inançlarımız salgın dönemlerinde bile kaba bir taraftar ruhu ile sokaklarda dolaşmamalı, holiganlığa dönüştürülmemelidir.

***

Oysa İslam bilime-aydınlığa karşı bir din değildir.

Umrecilere,  namazı camide kılmak için ısrarcı olan cemaate hatırlatırım:

Hz. Muhammed Mustafa’nın “salgın hastalıklar ” konusundaki sünneti/tavsiyeleri apaçık ortadayken ne zaman unutuldu/unutturuldu da birileri inatla namazımızı Camii’de kılacağız diye gözünü karattı!

***

Bu arada Hz. Muhammed Mustafa’nın temizlik konusundaki hassasiyetini söylememe gerek var mı?

-Sanmam!

Ne demişti Hz. Nebi Muhammed Mustafa, “Temizlik imandandır.”

Ve…

Salgın hastalıklar konusunda Hz. Muhammed Mustafa’nın en bilinen sözlerinden biridir; “Eğer bir yerde salgın hastalık olduğunu duyduysanız oraya gitmeyin. Eğer salgın hastalığın olduğu yerdeyseniz oradan da dışarı çıkmayın” der.

Yani. Karantina!

Bu kadar açık ve nettir!

***

Bakınız… Hiçbir kutsal kitap böyle başlamaz!

-İlim, ilim, ilim…

Hz. Muhammed Mustafa ne demişti; “Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır; öyleyse ilim isteyen kapıya gelsin…”

Ve…

Bu sadece dini bir ilim midir?

-Değildir!
Peki, İslâm bilime karşı mı?

Sahi, öyle midir?

-Değildir!

Hz. Muhammed Mustafa şöyle der; İlim Çin’de olsa dahi gidiniz onu alınız…”

Hatta.. Şunu da der, Hz. Muhammed Mustafa;

“İlim çöpün üzerinde olsa bile gidiniz onu alınız…”

***

Ya, İslâm dünyası hep bugün bizimkiler(!) gibi, cahil – cüheyla”mıydı?

-Değildi…

Cabir bin Hayyamları, Farabileri, Ömer Hayyamları, Hekim Razileri, El Cahizleri, İbni Sinaları…

Kimdi bunlar nereliydi?

Patagonyalı mı?

– Hepsi Müslüman âlimlerdi…

Özellikle dokuzuncu yüzyıl, “altın çağ”dı.

Tıp, Matematik, Kimya, Cebir…

İlk göz ameliyatları…

Dünyanın dört bir yanından İslam Dünyasına  ilim tahsil etmeye gelirlerdi!

Ya şimdi???

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir